there is a pleasure in the pathless woods there is a rapture on the lonely shore there is society, where none intrudes by the deep sea, and music in its roar: i love not man the less, but nature more...
kaciyorum uzunca bi süreligine. denize de girerim belki, kimbilir.
bahar geldi: *öss'ye hazırlanıyorum. bi bahane olsa da üniversiteye gitmesem diyorum. *yatılı okuyorum. çocuğumu okula göndermeyeceğim. *okulla dersane arasındaki hayatım müthiş şekilde ilerliyor. *sürekli patates kızartması ve poğaça yemek zorunda kalıyorum. yakında midemden patatesler çıkacak. *hiç müzik dinlemiyorum -neredeyse. eve gelince ne dinleyeceğimi şaşırıyorum, filan. az evvel patti smith dinliyorum. *yazı yazamıyorum. *fotoğraf çekmiyorum. *insanlarla muhabbetimi kestim. *yazın cezayir'e gideceğim. *annemi hasta ediyorum. *uykum geldi.
Suya bir kez daha bakmanızı istiyorum. Ben baktım. Suya baktım ve suyu gördüm. Bu rüyayı suya anlattım. Ya tertemiz oldun, dedi bana, ya da artık su dahi umursamıyor seni. Ama ben, suyun bende kendini gördüğüne yordum düşümü. Sonra mâi oldu kalbim, aktı haki bir cama. Aşık oldum. Aşk ki haki camı geçirdi parmaklarıma. Kanlarım aktı, parmaklarımdan; saçlarımı karıştırdım ve kızıla boyadım onları; kan kızılı. Kanlarım aktı, bacaklarımdan. Tanıdığım kan kızılı kadınların aksine çocuk oldum ve haykırdım sevdiceğe: Ah güzel çocuğum. Saçları karışık, büyük gözlü çocuğum. Gel beni, bul beni, pişir beni.. Sesim düştü elimden ve parçalandı sûretim. Sesim bin parçaya bölündü ve gönderildi bin düvele, ibret diye. Sesim çarptı dağlara, bin yankıyla döndü / gerisingeri / bana.